02 Şubat 2007

tüketici misin, pazarlamacı mı yoksa dokmuz mu?

Uzay Tacirlerinin ciltli ilk baskısı

Hindüstrinin hakim olduğu dünyada başkaca bir rolünüz yok. Ya tüketiyor ya pazarlıyor ya da gizlice protesto ediyorsunuz. Bu dünyada aleni protestolara yer yok. Pazarlamacılar çevreci dokmuzları sevmiyorlar, tüketicilerin de onlara inanmasını istemiyorlar ve bunu sağlamak için ellerinden geleni yapıyorlar.


Mitch pazarlamacılardan, metin yazarı... Kendisi bir "yıldız sınıfı", düşük haneli bir sosyal güvenlik numarası, azar azar da olsa kullanabildiği temiz suyu, eşinin yenilemeye yanaşmadığı sözleşmeli bir evliliği var. Dünyayı iki reklam şirketi yönetiyor: Fowler Schoken A.Ş. ve Taunton. Aralarındaki çekişme kan davasına kadar varıyor, yüzlerce tükettirme uzmanı bu kan davalarında hayatını yitiriyor. Ama kan davası açıklanmadan öldürmek yasak! Yoksa beyninizi yakarlar.

Fowler'ın "Venüs Projesi"ni Taunton'dan çalmasıyla başlayan olaylar Mitch'in sosyal güvenlik numarasının uzamasına, dokmuzlar için metin yazarlığı yapmaya başlamasına, cüce bir astronotun sekse doymasına kadar uzanıyor.

Tüm bu olaylar şekillenirken iki ayrı yazarın beraber yazdığı kitapta ne anlatımda ne de akışta bir kopukluğa rastlıyoruz. Kitap eleştirisine inat kendini öyle iyi pazarlıyor ki sizi diğer tüm aktivitelerinizden mahrum bırakıyor.

Uzay Tacirleri (The Space Merchants), F. Pohl ve C.M. Kornbluth'un 1952'deki verilerle ve görülerle kapitalist ve tüketen toplumun varacağı dünyayı yorumlayışı. O toplumda şaire yer yok...

"...

Tildy Mathis adında bir kızla tanıştıracağım seni. O, şair olduğunu bilmiyor: kendini patronu adına çalışan bir metin yazarı zannediyor. Sakın onu bu duruma uyandırayım deme. Mutsuz olabilir. Reklamcılığın doğuşundan önce olsaydı Keats'e benzer bir şeyler yazardı herhalde. Aradaki bağlantı çok açık. Reklamcılık yükselmeye başlayınca lirik şiir inişe geçti. Duygulandıran, harekete geçirip şarkı söylettiren kelimeleri biraraya getirebilme becerisine sahip o kadar çok insan türedi ki. Bu becereyi reklamcılıkta kullanarak bol bol para kazanmak mümkün olunca lirik şiir çapulculara kaldı; bunlar da dikkat çekmek için yırtınmak, eksantriklik yapıp rekabet etmek zorundaydı.

..."

Son söz: Venüz bizimdir bizim kalacak!

Kitabına uydurulan: Uzay Tacirleri, F. Pohl - C.M. Kornbluth
Özgün adı: The Space Merchants, 1952
Çeviren: Fatma Taşkent
Birinci basım: Şubat 1996, Metis

taze çıtır çiğdeeem!



Ahmet Büke 1970’de küçük bir Ege kasabasında, Manisa-Gördes’te, doğdu. Ölümsüz Öyküler yayımevinin düzenlediği Xasiork 2002 kısa öykü yarışmasında “Kayıp Dua Kitabı” isimli hikâyesi birincilik ödülü aldı. Büke’nin öyküleri E Edebiyat, Adam Öykü, Ünlem, Patika, İmge Öyküler ve Eşik Cini’nde yayımlandı. Ayrıca yazar Derkenar, Sosyal Ayrıntılar Ansiklopedisi ve Önce Ekmek isimli internet dergilerinde de yazmayı sürdürüyor. İlk öykü kitabı “İzmir Postası’nın Adamları” 2004 yılında okuyucuyla buluşmuş ve onlara güzel ve acılı bir İzmir turu attırmıştı, ikinci öykü kitabı “Çiğdem Külahı” da geçtiğimiz Ekim ayında kitapçılarda yerini aldı...


Kitabın adını duyar duymaz “Yaşasın!” demiştim, “Artık sadece İzmirliler değil, tüm memleket çiğdemin yalnızca bir kız ismi olmadığını öğrenecek!”

Sonra kitap raflarda yerini aldı, sonra kitap koynumda yerini aldı ve Büke beni birkaç ay önce terkettiğim o şehre döndürdü. Sokaklarında ürke ürke gezdirdi, yokuşlarında soluksuz bıraktı ve nihayetinde kalbi hızla çarpan bir cesede dönüştürüp körfezin dibini boylattı.

Bu kadar sert bir üslup beklemiyordum, hazırlıksız yakalanmıştım. Tamam “İzmir Postasının Adamları” da bir temiz dayak çekmişti okuyucusuna ama Çiğdem Külahı’nı mesken etmiş karakterler için “Arkadaş, daha bismillah demeden allah ne verdiyse tekme tokat giriyor adamın böğrüne böğrüne icabında” derdi Dünyanın Kiri’ne batıp çıkmış Yusuf.

/...
Anası ağlamaktan öldü, cenazesinde bile bir abdestlik musluğa yaklaşmadı. Şimdi karşımda durmuş neler diyor.

“Hadi lan, taşağa sarma beni.”

“Bileklerimi keserim ki doğru söylüyorum.”

Kollarını uzatıyor. Kirden görülmüyor derisi. Gülmek alıyor beni.

“Ciddi mi? Hadi hamama gidelim.”

“Yok arkadaş, onca zamandan sonra hususi banyo isterim. Kokulu sabunlar, şişe şişe esans…”

“Yusuf öldürme beni. Nereden bulcağız sana şimdi zengin küvetini.”
.../

Büke’nin öyküleri genelde kirli ve gerçek adamlardan oluşuyor zaten, çoğu da Yusuf kadar şanslı değil aslına bakarsanız. Bir de kediler, kumrular, yaşlı nenelerin yaslandığı zeytin ağaçları, papaz erikleri, ekmek ayvaları, ferah naneler ve deliler var. Delilerin dilinden iyi anlayan yazar bizi de onlarla arkadaş olmaya zorluyor da işte günahlarımız koyvermiyor...

Bense bir öykü içi hayali gerçek kılmak, Çiğdem Külahı’nın sayfalarından çiğdem külahları yapıp taze çıtır çiğdemi içlerine boca ederek Karaköy vapur iskelesinde dağıtmak istiyorum, İstanbul’un sürekli koşturan insanları İzmir’le tanış olsunlar, sayfaları birbiri ardına tutturup neşeyi, acıyı, hayatı yakalasınlar diye.

Ahmet Büke’nin ikinci öykü kitabı “Çiğdem Külahı” Kanat Kitap’tan çıktı. Kitapçılarda soruşturun ya da Karaköy vapur iskelesinde beni bulun ve sayfaları takip edin.